 |
| Sayaç |
21 Kayitli üye.
Online: 3 Gäste |
| Ziyaretci |
| bugün: |
|
29 |
| dün: |
|
34 |
| toplam: |
|
71355 |
|
|
|
|
 |
|
 |
 |
| qwe » kendisi icin |
kendisi icin
18.02.2010 - 12:24 von
KENDİSİ İÇİN SINIF OLMAK
Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine oturtulduğu felsefi temellerden birisi de “sınıfsız sömürüsüz bir zümre” felsefesi idi. “Bir Türk dünya ya bedeldir, ne mutlu Türküm diyene” gibi zorlama sloganlarla,Türkiye de yaşayan bütün halkları yok sayıp, bir ulus devlet yaratma perspektifine denk olarak da “sınıfsız sömürüsüz zümre” sloganı ile de sınıfları yok sayarak homojen bir ulus, homojen bir devlet yaratma politikası izlendi. Türkiye nin toplumsal doku ve sınıfsal yapısına ters olan, bilimden nasibinin almamış bu politika temeline oturtulan T.C. Devleti, kurulduğundan bu yana sürekli sancılı ve acılı iç çatışma yaşıyor. Otuza yakın Kürt ayaklanması, onlarca yıl süren sağ sol yani sınıf mücadelesi çatışması, çok eskilerden kalma Alevi Sünni kavgası, onlarca yıldır devam eden Kürt özgürlük mücadelesi bu acılı ve sancılı yaşamın verileridir.
O nedenle, devletin gizli Anayasası olan kırmızı kitaba, “dış düşman” ın yanına bir de “iç düşman” eklediler. T. C. Devleti kurulduğundan beri de zaten hep dış değil “iç düşman” a yani emekçi sınıfa, Alevilere, Kürtlere karşı savaştı, savaşmaya da devam ediyor. Devletin kuruluşuna temel teşkil eden felsefe ve politika bilim ve ülkenin toplumsal yapısına ters olduğu ve buna denk bir yapılanma yaratılmak istendiği için hem ucube bir ulus hem de ucube sınıfların yapılanmasına neden olundu. Türkiye de “ben türküm” diyenler üzerinde genetik bir araştırma yapılsa, bir çok farklı genler ortaya çıkar. Yani homojen gen yapısına değil heterojen gen yapısına sahip melez, ucube bir ulusla karşılaşılır. T. C. devleti bilim dışı yöntem ve anlayışlarla, ulusal yapısını ucubeleştirdiği gibi, Türkiye’nin sınıfsal yapısını da ucube hale getirdi.
Devlet eli ile kapitalizmi geliştirirken, üreten değil, devlet sırtında geçinen, devletten nemalanın, devletin bir militanı gibi davranan, parazit bir burjuva sınıfı yarattı. Ne kendisini bir burjuva sınıfı olarak görüyor ne de işçi sınıfını kendi karşıtı bir sınıf olarak görüp ona denk bir ekonomi politika izliyor. Başka bir anlatımla, kapitalizmin iki yaratıcısı olan emekle sermayenin bilinci ile değil devlet ve devletçi anlayışla yaklaşıyor. Kendisini devletin vekili, işçi sınıfını da devletin çalışanı olarak görüyor. O nedenle 12 Eylül faşizmi gelince bir iş adamı “şimdiye kadar işçilerin borusu öttü şimdi de bizim borumuz ötecek” diye keyif ediyordu. Bu söz konusu anlayışı işçi sınıfına da aşladılar.
Türkiye işçi sınıfı: 1871 de “ İstanbul Amele Cemiyeti” kurarak örgütlenmişken, 1874 de Tersane işçileri grevi yapmışken, 1895’ de, tophane fabrikası işçileri illegal “Osmanlı Amele Cemiyeti” oluşturmuşken, T. C. Devleti “sınıfsız sömürüsüz” felsefe ve ideolojisi üstüne inşa ediliyor. Bu nedenle işçi sınıfının örgütlenmesi Türkiye de “sınıf yoktur” gerekçesi ile baskı altına alınarak, engelleniyor. 1952 de bir devlet sendikası olarak Türkiye nin en büyük işçi sendikası Tür İş kuruluyor. Öyle bir işçi sınıfı sendikası ki, İşçi sınıfının dayanışma günü olan 1 Mayıs kutlamalarına bile iki üç yıl öncesine kadar katılmıyordu. Bu ve bunun gibi sendikalar eliyle, sınıf bilinci olmayan, kendi sınıf mücadelesine düşman bir işçi sınıfı yetiştirdiler. O nedenle 21. y. yıla gelmiş olmamıza rağmen Türkiye işçi sınıfının büyük bir kesimi hala kendiliğinden sınıf konumunu aşamamış durumda.
Emekle sermaye hem karşıtların binliğini hem de kapitalizmi yaratan iki ana öğedir. Sermaye mi işçi sınıfını işçi sınıfı mı sermayeyi yarattı sorusu, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar sorusu gibi bir soru olur. Burjuvazi ile işçi sınıfı da öyle. Feodalizme karşı gerçekleşen burjuva devrimlerinde, iki karşıt sınıf olmalarına rağmen, birlikte mücadele etmiş ve devrimi birlikte yapmışlardır. Burjuva devriminin , eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi sloganlarının oluşmasının nedeni bu iki sınıfın birlikte mücadele etmesi ve devrimi birlikte gerçekleştirmesidir. Kapitalizmin doğal süreçlerini yaşadığı, rekabetçi dönemde burjuvazi ve işçi sınıfı hem bir birini etkiledi, hem de iki karşıt sınıf olarak, ideolojik ve örgütsel bir şekillenme yaşadılar. Burjuvazi ideoloji ve örgütlenme yapısını geliştirirken Proletarya da kendi ideolojik ve örgütsel yapılanmasını şekillendiriyordu.
Kuşkusuz burjuva devrimi gerçekleştirip, iktidarını pekiştirdikten sonra, burjuva ideolojisi egemen ideoloji haline geldi. Buna rağmen, işçi sınıfının ideolojik ve örgütlenme dinamizmi devam ediyordu. Ekim devriminden ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, İşçi sınıfının ideolojisi olan, Marksist Materyalizm, insanlık tarihinin en yaygın ve etkin ideolojisi haline geldi. Buna rağmen, Türkiye de hem kapitalizmin çarpık gelişmesi hem de Sovyetler Birliğine komşu olması nedeniyle,emperyalizm,Siyonizm ve işbirlikçileri tarafından toplumsal doku çarpıtılıp,değiştirilirken,İşçi sınıfının da ideolojisi ve örgütlenmesi, geri kalmışlığın pedagojisi doğrultusunda dumura uğratıldı.
O nedenle Türkiye işçi sınıfı kendiliğinden sınıf olmayı aşıp kendisi için sınıf düzlemine çıkamadı. Toplumda yaratılmış olan doku bozulması, sol içinde de kendine yaygın bir zemin yarattı. Burjuva yada sosyal demokrat sol, şoven, bazı durumlarda da faşist bir ideolojik zemine oturdu. Kendine sosyalist sol diyen kesimin önemli bir kısmı, Kürt düşmanı şoven bir tarz benimsedi. Bir kısmı ise sosyalist sol olarak varlığını sürdürüyor ama toplumsal bir kitle temeline sahip değil. Ama belirtmek gerekir ki, girilmiş olunan süreç aynı minval üzere devam ederse sosyalist solun toplumsal bir temel bulup,toplumsal bir güce dönüşme olanağı bulabilir.
Eski Konsept Değişiyor
Kapitalizmin işleyiş yasalarını iyi bilmeden ve nasıl bir değişim yaşadığını doğru bir şekilde teşhis etmeden geleceğin kilometre taşları sağlıklı bir biçimde döşenemez.Kapitalizm globalleşip, evrensel bir boyut kazanırken, Sosyalizm evrensel bir boyut kazanamayarak çöktü. Bütün bir dünya konjonktürü global kapitalizme göre şekillendi. . Kapitalizm, evrensel bir boyut kazanarak, globalleşirken, doğal ve zorunlu olarak bir iç başkalaşım yaşıyor. Başkalaşım yaşayan bir alt yapı kaçınılmaz olarak üst yapıyı da belli değişime uğratıyor.Ulusal çitleri, ulus devlet biçimlerini , eski konsepte göre yapılandırmış olduğu, şoven ve faşist devlet yapılanmalarını yeniden düzenliyor.
Taşıma harekatı ile, bütün kapitalist dünyayı bir birine maddi bağlarla bağlıyor. Petrol ve doğal gaz enerji hatlarıyla dünyanın önemli bir bölümünü enerji ile birbirine bağımlı hale getiriyor. “Ilımlı İslam” ideolojisi ile İslam dünyası üzerinde ideolojik bir hegemonya yaratıyor. “Radikal İslam” dediği ve terörist ilan ettiği şeriatçı ve İslamın cihet kanadını oluşturan kesimini imhaya yönelerek, İslam’ı kuşatma altına alıyor. İslam ve Hıristiyan dünyasının önemli bir bölümünde, vize sistemini kaldırıyor ve sermayenin önündeki bütün engelleri bertaraf ediyor. Bütün bunlar ve daha başka nedenler, global kapitalizmin yaşamakta olduğu iç başkalaşıma denk olarak yapmakta olduğu üst yapı değişimleridir.
Bütün bunlar en bariz haliyle Türkiye’ de yaşanıyor.
Sosyalist sistem ve Sovyetler Birliği yıkıldı. Global kapitalizm dünyanın tek egemen üretim biçimi haline geldi. Türkiye ye verilen misyon ise, eskisinin tersine, bölgesindeki bütün ülkelere düşman değil dost olma görevi oldu. O nedenle siftahı Ergenekon dan yapmak kaydıyla, eski konseptten dolayı oluşturulmuş olan iç yapılanmalar tasfiye ediliyor. Ergenekon dan sonra ordu, YÖK’, adalet sistemi, bir bütün olarak güvenlik yapılanması vb. gibi bütün devlet kurumlarının yeni konsepte göre şekillendirilmesi gündeme geliyor. Eski konsepte göre oluşturulmuş olan devlet yapılanması, süreç içerisinde tedrici olarak tasfiye ediliyor. İktidara hangi parti gelirse gelsin bu süreci hiç kimse durduramayacaktır. Türkiye nin aklı, yüreği, eli ayağı tümüyle emperyalizmin denetimine girmiş durumda.
Yeni konsepte den değişimler yapılırken, MHP, kef gürültü veriyor. Söz konusu gürültülerin tümü eski konsepte göre ayarlanmış olmasından kaynaklanıyor. CHP de öyle. Süreç içerisinde bütün bunlar değişecektir. Erdoğan’a “neden şimdi” diye sorduklarında “zamanı şimdi geldi” dediği gibi zamanla diğerlerinin de zamanı gelecektir. Yeni konsept oturdukça, kendisine denk yapılanmaları da oluşturup oturtacaktır. Bu değişim her şeyi etkileyecektir. Söz konusu süreçte, sol da gerçek renkleriyle ortaya çıkacak ve ayrışacaktır. Çeşitli, kitle örgütleri, ideolojik yapılanma, mücadele biçim ve yöntemleri, ekonomi politikalar, değişik ittifaklar, çeşitli koalisyon güçleri boy verecek ve toplumdaki yerini alacaktır.
Bu süreçte İşçi sınıfı da payına düşeni alacaktır. İşçi sınıfı, burjuva ile arasındaki mesafeyi yeniden ayarlayacak, ideolojik donanımını döneme denk bir biçimde oluşturacak, örgütsel anlayış ve biçimini re organize edecek, sol da ki yerini belirleyecek, mücadele biçim ve yöntemlerine yeni bir düzen verecek. Söz konusu süreç devam ederken belki, kendisi için sınıf oma sürecini de yakalayabilecektir. Bir kısmının kendiliğinden sınıf bilinç ve yapılanma düzeyinden kendisi için sınıf olma düzeyine çıkması da mümkün olacaktır.
Bu yaşananları göremeyen, sağ ve sol milliyetçiler bir süre daha tepki vermeye devam ederler. Ama yakın bir gelecekte onlar da değişime ayak uyduracaklardır. Globalizm sağ ve sol milliyetçiliğin güçlenmesine olanak vermeyecek gibi. AKP aşındıkça onun yerine, Değişim Partisini, Erdoğan eskidikçe, yerine Sarıgül’ü hazırlıyor. AKP nasıl ki henüz kongre falan yapmadan, anketlerde ön sıralara fırladıysa, Sarıgül, birkaç kez ABD’ye gidip geldikten, belli ki “deliğe süpürülmeme” garantisi aldıktan sonra, Değişim Partisi de daha ismi bile doğru dürüst duyulmadan anketlerde ön sıralara fırladı.
“Ilımlı İslam” ideolojisi ile Türkiye de İslami kesimin belirleyici kısmını kapitalistleştirdi, dolaysıyla “yeşil sermaye” denen sermaye de globalizmin denetimine sokuldu. O nedenle belki de Globalizmin Türkiye de “ılımlı İslam’a” olan gereksinimi sona erdi. İslamın da, Alevilerin de, Solun da belli kesimlerini çekebilecek Sarıgül’e yürü kulum diyecek. Bunlar olmayacak ve de olmadık şeyler değil. Çoğu kez oldu ve tanıklık ettik. Bu da olabilir. Kurda sormuşlar “boynun niye kalın” diye. “Kendi işimi kendim yaparımda ondan” demiş. Globalizm de kendi işini kendi yaptığı için boynu kalın. Sorun solun kendi işini kendinin nasıl yapıp yapamayacağı ve boynunu kalınlaştırıp kalınlaştıramayacağı sorunu.
Türkiye sosyalist solu, global kapitalizmin bu yeni konseptini doğru görüp, buna denk bir perspektif yaratabilirse, hem kendi, hem de Türkiye nin kaderini değiştirme fırsatını yakalayabilir
Geçmişte bozulmuş olan toplumsal dokunun yeniden yapılandırılmasının, dejenere edilmiş olan solun yerine yeni bir solun yaratılmasının, ideolojik üretimin yeniden ve bir üst düzeyde yapılmasının, alternatif ekonomi politika oluşturmanın, yeni bir örgütlenme modeli yaratmanın, işçi sınıfının kendisi için sınıf haline gelmesinin, Türk ve Kürt halkının tek bir devrim süreci ve dinamizm yaratmasının, sınıf mücadelesi, ezilen halkların ve inançların kurtuluşu, demokrasi bilincinin toplumsallaştırılması, üretimin olduğu gibi sermayenin de toplumsallaştırılması, sosyalist bilinç ve ekonomi politiğinin yeniden teorileştirilmesi, örgüt ve politik belirlemelerde bilimselliğin temel alınması vb. gibi her şeyin baştan dibe onarılmasının bütün nesnel nedenleri güçlü bir şekilde oluşmaktadır. Eksik olan bunların bilince çıkartılıp, hayata uyarlanmasıdır.
TEKEL işçilerinin eylemi, işçi sınıfının kendisi için sınıf olma yönünde bir verisel olgu olarak kabul edilebilir. Eylemin almış olduğu toplumsal destek, yaratmış olduğu enternasyonal dayanışma, direniş bakımından göstermiş oldukları kararlılık. Türk İş sendikası üzerinde oluşturmuş oldukları sınıf baskısı ileri bir kazanım sağlandığının verileri olarak değerlendirilebilir. Hepsinden daha önemlisi, Sami Evren Başkanın liderliğinde, KESK’in yapmış olduğu öncülükle, entelektüel emekle kolektif emek arasında bir eylem birliği, kalıcı bir sendikal birlikteliğe doğru sağlıklı adımların atılmakta olmasıdır.
Türkiye de kolektif emekle entelektüel emek gücü ayrı sendikalarda organize olmuş durumda.
Bu ilk etapta kaçınılmaz bir zorunluluk olarak oluştu. Ama süreç içerisinde bir sendikal çatı altında konfederasyon biçiminde birleşilmesi sınıf mücadelesi açısından zorunludur. Kol emeği ile entelektüel emeğin birleşmesi, kol ile kafanın bir beden üzerinde bütünleşmesi anlamına gelecektir. Çünkü kolektif ve entelektüel emeğin birleşmesi sınıf bilincinin dışarıdan değil işçi sınıfının kendi içinde verilmesini ifade edecektir. Dolaysıyla birleşme sadece nicel gücün büyümesini değil, nitel bakımdan bir büyümeyi de sağlayacaktır. Genel emek gücünün organize ve bilinçli bir şekilde global sermaye karşısında ki yerini alması bakımından hayati bir önem taşımaktadır. Dolaysıyla solun yeniden şekillenmesine de temel bir katkıda bulunacaktır.
Teslim TÖRE
|
|
|
 |
|
 |
|
 |
|
 |
|